Bahara Merhaba diyerek başlamak istiyorum bu hafta yazıma. Her ne kadar bugün İstanbul soğuk ve yağmurlu olsa da, geçen hafta konumuzu belirlerken mevsim oldukça bahardı...
İklimin yumuşaması, doğanın yeşermesi, pek çoğumuzu soğuk ve kasvetli geçen kış aylarının ardından oldukça mutlu etmektedir. Önümüzde bizi bekleyen yaz aylarına hazırlıklar, alışverişler ve tatil planları yapılmaya başladı bile. Peki JCI’da bizi önümüzdeki günlerde ne bekliyor?
Öncelikle ‘eğitim zirvesi’ olarak da bilinen JCI Bahar Zirvesi bu yıl JCI Ankara ev sahipliğinde gerçekleşecek. 15-17 Nisan tarihlerinizi Bahar Zirvesi’ne ayırmanızı, Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen yüzlerce JCI üyesi ve senatörü ile tanışmanızı tavsiye ederim. Neden mi? Hani hep bahsettiğimiz networking, iş yapabilme, fırsatları doğru kullanabilme tanımlarını yerine getirebilmek için elbette. Bahar Zirvesi’nde iki gün boyunca alacağımız eğitimler, bireysel gelişimimize fayda sağlarken, aynı zamanda JCI ruhunu da biraz daha yoğun yaşama ve ekip olma fırsatı bulacağız. Eğitimler ve kayıt ile ilgili bilgiler sizlere bu hafta içinde tekrar tekrar hatırlatılacaktırJ)
Gelelim bahara....Geçen hafta güneş içimizi ısıtırken koçluk ve mentorluk yaptığım bir danışanım oldukça mutsuzdu. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte içinde bir boşluk hissettiğini ve bu sebeple mutsuz olduğunu paylaştı. O’na göre konu AŞK’sızlıktı....Pek çok insanın bahar güneşi ile birlikte gelen mutsuzluğunun temelinde yatan bir duygu AŞK. Doğanın güneş ile canlandığı bu aylarda insanların yeşermesi için gerekli olan bir duygu...Sosyo-ekonomik şartlar, büyük şehirlerin yoğun ve kalabalık gündemi, öncelikler sebebiyle pek çoğumuzun arka plana attığı AŞK, daha önceki yazılarımda da değindiğim Maslov ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisinde beşinci (en son) sırada kendini gerçekleştirme gereksinimi başlığı altında yer alıyor. Öncesinde tamamlanması gereken fizyolojik gereksinimler, güvenlik gereksinimi, ait olma ve sevgi gereksinimi, saygınlık gereksiniminden sonra geliyor. Buna karşı argümanlar ile Dietch 1978 yılında yanıt veriyor. AŞK her seviyede (fizyolojik gereksinimleri karşılamadan bile) yaşanır, yalnız boyutunu belirleyen Maslov üçgeninde kişinin bulunduğu yerdir diyor. Ayrıca oldukça çarpıcı başka bir yorum daha ekliyor, kendini gerçekleştirme seviyesinde olan kişiler aşkı daha neşeli yaşarken aynı zamanda AŞK’a diğer seviyedeki insanlardan daha az ihtiyaç duyarlar. İşte düğüm burada çözülüyor... Romeo ve Julliet sonrasında yazılan tarla kuşu Julliet’te olduğu gibi, dünya görüşleri farklı insanların (!) aşklarının bir süre sonra bitmesi ve buna bir anlam verememeleri gibi, farklı dünyaların insanları (!) olmak gibi pek çok manzara canlandı gözümde. Kısaca anlatmak gerekirse; özgüveni olan biri ile olmayan diğeri arasında aşktan çok çatışma vardır. Nedeni Maslov ihtiyaçlar hiyerarşisinde farklı seviyede olmaları ve aşkı farklı tanımlamalarıdır.... Hemen yeri gelmişken bir yanlış anlamayı ya da önyargıyı da düzeltmiş olmak isterim. Burada adı geçen seviyelerin sadece birinci basamağı olan fizyolojik seviyede maddiyat sözkonusudur. Diğer seviyelere atlama maddiyata bağlı değildir.
Gelelim bahara diye başlayıp aşkta bitirmek değildi amacım fakat bu bilimsel yaklaşımı sizlerle de paylaşmak istedim.
4.05.2011
Subscribe to:
Posts (Atom)