Welcome...

9.05.2011

Kişisel Marka...

İnanılmaz ama, Kişisel Marka ya da kendini konumlandırma, ilk 1981 yılında Al Rise ve Jack Trout’un ‘Positioning: The Battle for your Mind’ kitabında yer alıyor. Tam otuz yıl önce değinilmiş bir konunun son on yılda oldukça populer olması beni epey şaşırtmıştı. Şu an pek önemsemediğimiz hangi konu ileride çocuklarımız tarafından konuşulacak merak ediyorum doğrusu...
Özünde kişinin kendi artı değerlerine sahip çıkarak ileriye yönelik hedefler koyması ve bu hedefler doğrultusunda planlı bir şekilde ilerlemesi felsefesi yatan Kişisel Marka’da başarı gelecek için çalışmakla başlar. Nasıl mı? Şimdi oturup kendinize dürüst davranarak, kendinzi için bir SWOT analizi yapmaya başlayabilirsiniz. Ardından sizi başka insanlardan ayıran en önemli özelliğinizi belirleyip bu konuda her zaman hatırlanmak için çalışmaya başlayın. Kendinizi nerede görüyorsunuz? Nerede olmak istiyorsunuz? Kendinize hangi alanlarda yatırım yapmanız gerekiyor? Sizi hayatta en çok motive eden şeylere odaklanın, ve bunları hayatınızın değişmez birer parçası yapın. İstediğiniz kendiniz olma yolunda atacağınız adımları belirleyin ve bu yolda size gereken donanımları edinin. Marka olmak süreklilik gerektirir, verdiğiniz sözü tutmanız gerekir. Bu yüzden olmadığınız biri olmak için uğraşmak yerine, özünüzde sizi siz yapan değerlere yakınlaşarak Markanızı güçlendirin.
Hatırlarsanız geçen haftaki yazımda Marka verdiği sözü tutmaktır demiştim. Bunu kendi kişisel markamıza bir örnekle uyarlamak gerekirse; genelde tüm randevularına geç kalan biri, çevresi tarafından ‘ o hep geç kalır’ diye markalandırılır. Bunun nedeni kişinin daima geç kalarak, hep geç kalacağına dair verdiği sözü tutmasıdır. Siz kendi markanızı oluştırmazsanız başkaları sizi kendileri algıladıkları şekilde markalandıracaklardır.
Kulaktan kulağa oynarken kulağımıza fısıldanan ilk kelime ile en son oyuncunun ağzından çıkan kelime arasındaki fark bizi hep güldürmüştür. Kişisel Marka’da da bu malesef böyledir. Her zaman kendi düşündüğümüz gibi algılanmayız. Yine randevu örneğine dönecek olursak; geç kaldığınızda vermek istediğiniz mesaj ‘ çok yoğunum’ olsa da karşınızdaki kişi sizi ‘ciddiyetsiz’ olarak algılayabilir. Burada önemli olan kendinize biçtiğiniz değer ile algılanan değerinizin eşit olmasıdır.
Geç kalma üzerine örnekler vermişken haftaya ‘Zamanımı iyi Yönetebiliyor muyum? Başlıklı yazımda görüşmek üzere...